'aydınlatmak için var'

'aydınlatmak için var'

HAFTA KUTLAMALARI

HIZMET STANDARTLARI TABLOSU

TIKLAYINIZ

KOROMUZ SÖYLÜYOR

Sitemizde Şimdi

Şu anda 67 ziyaretçi çevrimiçi
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün3055
mod_vvisit_counterDün2400
mod_vvisit_counterBu Hafta10874
mod_vvisit_counterGeçen Hafta32757
mod_vvisit_counterBu Ay32815
Your IP: 38.107.191.106
Bugün: Eyl 09, 2010

ÇAYCUMA MUFTUSU

 

 

 

Hüseyin DEMİRTAŞ

 

HİKMET DAMLASI

Yedi şeyde hayır yoktur: Huşu olmayan namazda, lüzumsuz şeylerden kaçınılmadan tutulan oruçta, düzgün telaffuz etmeden, acele ile Kur’an okumakta, günahlara engel olmayan ibadette, cömertlik bulunmayan malda, samimiyet bulunmayan dostlukta, ihlâs olmayan duada.
Hz. Ali -

MÜFTÜMÜZ NEREDE?

RAMAZAN BOYU -Her gün Öğlede Merkez Yeni Camii'nde Tefsir Sohbetleri yapıyor, -Mesai saatlerinde Dairede, -Akşamları Va'z ve İrşad programlarında görev yapacak,cami ziyaretleri yapacak (İnş..)

YAZ KUR'AN KURSU

2010 Yaz Kur'an Kursu Dökümanları için tıklayınız

 

ÇANAKKALE EZGİLERİ

mp3 flash player by undesign website design.

DÜĞÜN-NİKAH

Düğün-Nikah Programları

Ziyaretçi Defteri


Bir Başarı Öyküsü Ve Gezi...(II) PDF Yazdır E-posta
 

Kur’an-ı Kerimi Yüzüne Güzel Okuma Yarışması için Yıldızlı’dan (Akçaabat) Ayrılıyoruz…


Gezinin 1. Bölümü İçin Tıklayınız.

 

 

Tarih 5 Temmuz 2009, beklenen gün geldi. Hep beraber Yıldızlı Öğrenci Yurdunun Terasında muhteşem Karadeniz manzarası altında  sabah kahvaltımızı yaptık. Kahvaltıdan sonra yurdun görevlileri ile vedalaştık.

 

 

 

Gerçekten de bu değerli insanlar bizleri en güzel şekilde ağırlamışlardı.Mehmet BEKTAŞ hocamız başta olmak üzere oradaki tüm değerli dostlara teşekkür ediyoruz. Eşyalarımızı servisimize  taşıyarak yarışmanın yapılacağı Trabzon İl Müftülüğüne gitmek üzere yola çıktık.  

  

Yarışma , Müftülük binasının alt katında 500 kişilik bir salondu.Salonun giriş kısmında da 200 kişilik bir yer daha mevcuttu.Çok erken gelmemize rağmen yarışmanın yapılacağı salon hemen hemen dolmuştu. Yetkililer salonun dolacağını önceden tahmin etmiş olmalılar ki bir başka yere sinevizyon yoluyla yarışmanın izlenebilmesi için hazırlık yapmışlardı.   

 

Yarışma Programı Başlıyor…

 

Nihayet beklenen an geldi. Saygı duruşu ve İstiklal marşımızın okunmasının ardından geçen yılki yarışmada Türkiye 1.si  olan Fatma TARHAN’ın Kur’an-ı Kerim okuyuşu ile program başladı. Ardından protokol konuşmaları yapıldı. Konuşmaların ardından yarışma bölümüne geçildi. Tüm yarışmacılara komisyonca belirlenmiş sorular kapalı zarf içerisinde kur’a çektirilerek verildi.

 

Çekilen kur’a sonucu öğrencimiz Vildan AÇIKGÖZ’e  5. sıra çıktı. Öğrencimizin kendinden  emin idi.Sanki ondan  daha çok çok biz heyecanlıydık. 1.,2,…. ve nihayet  5. sıra, spiker “şimdi de yarışma sırası Zonguldak İli Çaycuma İlçesi Merkez Velioğlu Kur’an Kursu öğrencisi Vildan AÇIKGÖZ’de” dediği an heyecandan kalbim duracak gibi oldu. Arkadaşlarıma göz gezdirdim. Onlarda da aynı heyecan vardı. İçimden bizlere böyle bir sevinci yaşattığı için Vildan kardeşime teşekkür, Rabbime de şükrettim.  . Vildan gerçekten çok güzel okudu. Okuyuşunun ardından salondan yükselen alkış sesleri dereceye gireceğinin habercisi gibiydi adeta….

 

Sonuçlar Açıklanıyor…

 

Nihayet yarışmacılar okumalarını bitirdiler.Puanlar hesaplanırken komisyon üyelerinden Ali ÖZGELEN, Emin YILMAZ ve Komisyon Başkanı Davut KAYA izleyicilere Kur’an ziyafeti sundular.

 

Sıra sonuçların açıklanmasına gelmişti. Spiker 3.’den 1.’ye doğru sıralıyorum diyerek ilk üç dereceye girenleri sıraladı.

 

1-Gamze İZ (İstanbul-Beşiktaş)

 

2-Rabia GÜL (İstanbul-Ümraniye)

 

3-Vildan AÇIKGÖZ (Zonguldak-Çaycuma)

 

 

Anadolumuzun en güzel memleketlerinden biri olan bir vilayette , Kur’an ve dini ilimler alanında yetiştirdiği hocalar ile öne çıkan bir yerde , Trabzon’u da geride bırakarak  üçüncülüğü kazanmak büyük bir zaferdi bizim için.Adeta devler arasına girmek gibi bir şey… Dereceye girmesek bile ilk 7 ‘de yer almak bizi onurlandırmıştı.Ama üçüncü sırada 2009 yılını bitirmek gerçekten onur verici idi.

 

Yarışma sonunda ödül töreni yapıldı. Yarışmacılara Başkanlıkça( birinciye 2.000.TL, ikinciye 1.500 TL, üçüncüye 1.000 TL) Trabzon Müftülüğünce, Şalpazarı Müftülüğünce ve diğer şahıslarca verilen nakdi ve ayni hediyeler takdim edildi.

 

Salondan Ayrılıyoruz…

 

Salondan ayrılırken gerçekten çok büyük gurur yaşadık. Tebriklerin biri bitmeden diğeri başlıyordu. Tabi bunda İlçe Müftümüz Hüseyin DEMİRTAŞ’ın Trabzonlu olması ve salonda bulunan pek çok kişinin kendisini tanımış olmasının öneminin de unutmamamız gerekir.

 

 


Raif  KORKMAZ Hocamız da sahnede…

 

Yarışmada 1994–1997 yılları arasında Zonguldak İl Müftülüğü yapmış Raif KORKMAZ hocamızı da gördük. Gerçekten aynı sevecen ve sempatik tavırları devam ediyordu. Yarışmacılara ödül verdikten sonra, selamlama konuşması bile dikkatleri üzerine çekmesine yetti. Ayaküstü kendisiyle sohbet ettik. Hasret giderdik.

 

GEZİ BAŞLIYOR…

 

Sumela Yolundayız… Adem Hoca bize gerçeği açıklıyor….

 

Yarışmanın ardından hiç vakit kaybetmeden Maçka yolundan Sümelâ Manastırına gitmek üzere yola çıktık. Çömlekçi'den Zigana Dağı girişine kadar giden yol Trabzon'un en güzel yollarından biri. Karadenizli sise, duman' der, duman aldı dağları' türküsü tam da buralar için yazılmışa benzer. Hele bu mevsimde dağların başından hiç eksik olmaz sis. Bahçelerine odun yığılı evler, küçük camiler geçilir yol boyunca. Asıl güzellik yoldan yukarılara doğru ayrılan dağ yollarındadır.

 

Adem Temel Hocamız Trabzonluların özelliklerini sayarken; “Tonyalı silahıyla, Oflu kurnazlığıyla, Sürmeneli bıçağıyla, Maçkalı delidoluluğuyla tanınır, hepsinin ortak özelliği ise tüm sıkıntılara rağmen neşelerini korumalarıdır” diyerek bizlere Karadeniz insanının özellikleri hakkında bilgiler veriyordu.

 

Tam Maçka’dan çıkarken, herkesten methini duyduğumuz Hamsi Köy tabelasını görünce Müftü Bey bizlere Hamsi Köy hakkında bilgi verdi.

Hamsiköy hakkında azıcık bilgi :

Zigana geçidi yanında dağların arasında bulunuyor Hamsi Köy. Yol tabelasında bu ismi gördüğümüzde, dağların arasında ne işi var ki Hamsi Köy’ün diye düşünüyor insan. Oysa sahilde bir yerde olması gerekiyor diye düşünürsünüz. Sonra da Karadenizlilidir ne yapsa yeridir diye düşünmekten kendinizi alamazsınız.

Müftü Bey hamsin’in Arapça beş anlamına geldiğini ve bu bölgede beş köy bulunması nedeni ile “hamsköy” söylenişinin zaman içinde “Hamsi köy” olarak anılmaya başlandığını ve isminin buradan geldiğini bizlere anlattı.

Nihayet Sumela…

Amacımız  bu gün, dağların yamaçlarındaki kayaların oyularak işlendiği 406 yılında yapıldığı söylenen   bir doğal yapı ile insan emeğinin bütünleştiği,  büyülü  atmosferdeki Sümela Manastırı'nı görmek.

 Maçka'yı geçtikten sonra yolumuza 15 km. kadar daha devam edip Karadeniz’e has yeşil yamaçların arasındaki  yollardan geçerek, vadileri,  derelerin serin suları ve melodileri eşliğinde  Altındere Milli Park alanına geliyoruz.

Milli Park sınırına girdiğimizde, Altındere'yi bu mevsimde coşkun akarken gördük. Üzerine yer yer tahta köprüler kurulmuş, iki yanında piknik alanı olarak düzenlenmiş yerler mevcut.

Pazar günü, memleketimin her yerinden gelmiş insanlar kâh lokantalar veya restaurantlarda kâh piknik alanı masalarında ya da uygun gördükleri her müsait yeşil alanda mangal başında günün keyfini çıkarma gayretindeler. Alan oldukça popüler bir yer, yağmurlu bir hava olmasına rağmen kalabalık oldukça fazla, tabi ki bizim derdimiz piknik yapmak değil.Tarihi ve inanç turizminin önemli merkezlerinden birini görmek….

Aman Allah’ım! Ne kadar yalçın ve ne kadar yüksek bir yer….

Arabamız bizi dik ve yamaç yollardan götürüyor.Bir müddet sonra  yolun bir bölümünde dönüp başımızı kaldırınca tepemizde, yamaçtaki kayalıkların içerisinde manastırın o fotoğraflardan bildiğimiz görüntüsüyle karşılaştık. Gerçekten insan azminin, hırsının, korkusunun, inancının, isteğinin , doğayla mücadelesi ve sonunda onunla bir bütün olarak başarılmasına  örnek,  nadide bir görsellik vardı karşımızda.

Manastıra, aşağıda iyi bir mimari ile yapılmış bir otel-restoranın yanından ve merdivenle çıkılıyor. Bir de daha yukarılara kadar gidebilen araçlardan sonra, birkaç yüz metre yürüyerek ulaşabileceğiniz bir yol var. Biz bu yolu tercih ettik.

 

Manastıra doğru ilerliyoruz…

 

Manastıra doğru ilerlerken yosun tutmuş dallar, kökler, toprağın koyu kahverengi, soluklanmak için durduğunuzda yanı başınızda beliren yemyeşil bir uçurum, aşağıdaki ormanları ayaklar altına seren bir manzara… Gerçekten insanı büyülüyor. 

 

Manastırda, merdivenleri çıkıp kapıdan girince, küçük bir avluya ulaşılıyor. Avlunun solundaki doğal oyukta kilise, sağında kütüphane ve misafir odaları yer alıyor. Avlunun ilerisinden, keşişlerin yaşadığı büyük bölüme geçiliyor. Duvarlarda çeşitli dinsel konuları işleyen freskler var. Manastırın turistik önemi son yıllarda anlaşılmış olmalı ki, epey onarım görmüş. 

 

Gelelim Sümela’nın anlamına...

Melas kökünden gelen bu sözcük Yunanca siyah, karanlık demek. Manastırda bulunan (şimdi Yunanistan'da) Siyah Meryem' ikonası yüzünden manastırın bu adla anıldığını söylenmekte. Dağın adı da buna izafeten Oros Melas'tır. (Karadağ).

 

 

 

Karadeniz'in bu en ünlü manastırı 4. yüzyılda denizden 1300 metre yükseklikteki bir dağ gövdesinin içerisine Hıristiyanlığın ilk günlerinde gizli bir tapınak olarak yapılmış. Zamanla 17 metre yüksekliğinde, 40 metre uzunluğunda, 14 metre genişliğinde 72 odalı, odalarını İsa'nın, Meryem'in, Havarilerin fresklerinin süslediği, Komnenos krallarının taç giydiği bir manastır halini almış. Önemli din adamlarının ziyaretleriyle bazen çok ünlü bir dinî merkezi olmuş, bazen de sürgün ve hapis yeri...

 

Lakin manastırın büyülü duvarlarında maalesef her dilden yazı bulmak da mümkün. (Paha biçilmez fresklerin üzerine kazınarak yazılar yazılmış) Vatandaşlarımızın aşklarının ve varlıklarının kanıtları süslüyor ne yazık ki paha biçilmez freskleri. Süleyman’ın eşini ne çok sevdiğini, Aysel’in soyadını, Davut’un Oley haykırışlarını hep duvarlardan öğreniyoruz. Başı çalınmış ikonaların acaba ne amaçla başsız bırakıldıkları üzerine düşüncelere dalıyoruz.

 

Artık dönüyoruz… Trabzon’da Boztepe’ye doğru yöneldik….

Manzarayı ve yapıyı seyredip fotoğraf çekimlerinden sonra dönüşe geçtik. Kısa bir Karadeniz yağmurunda ıslandıktan, anın ve ortamın keyfini çıkardıktan sonra,  karnımız iyice acıktığından piknik yapmak üzere planladığımız Boztepe'ye varabilmek için geldiğimiz istikametten Trabzon'a dönüp Boztepe'ye hareket ediyoruz.

Hep beraber Boztepe’ye çıktık. Her taraf insan kaynıyordu. O kadar kalabalıktı ki, piknik yapacak yer bile bulamadık. Boztepe, şehri kuş bakışı izleyebileceğiniz bir mekân. Manzarası Akçaabat'ın Mersin beldesinden Yomra ve civarını kadar kapsamakta.

 

 

Boztepe’den Trabzon Manzarası…

 

 

 

Boztepe’de piknik yapacak yer bulamayınca Müftü Bey Sera Gölü’ne gitmeyi teklif etti.(Akçaabat taraflarında bir yer). Otobüsümüze binip Sera’ya gitmek üzere yola çıktık.

 

Sera Gölü

 

Trabzon'un batısındaki Sera deresi üzerinde, kıyıdan 8 km. içerde Demirtaş köyü yakınında bulunmaktadır. Dağ yamacının, 20 Şubat 1950'de kayması ile oluşan bir baraj gölüdür. Göl Akçaabat'ın Serasor bucağında ve Akçaabat yolundan 4- 5 km. içerdedir. Barajın arkasında, vadi boyunca 4 km. lik bir uzunluk gösterir. Genişliği 150- 200 m. arasında değişir. Gölü oluşturan toprak baraj, oluştuğu tarihten bu yana aşındığı için su düzeyi yavaş yavaş azalmaktadır. Gölde çok fazla miktarda kerevit  (tatlı su ıstakozu) bulunmaktadır.

 

 

Sera Gölü

 

Sera Gölü çevresinde özel bir şahsın bahçesinde piknik yaptık. (Ahmet Bey..)

Yarışmada derece almanın mutluluğu okunuyordu herkesin yüzünde. Bu mutluluk yemeklerin tadını bile bir kat artırmaya yetti. Afiyetle yemeğimizi yedik. Artık geri dönüş hazırlıkları çoktan başlamıştı bile…

 

 


Hülasa….

 

Kısacası, Trabzon harika  bir şehir. Kendine münhasır bir yapısı var. Çok karmaşık bir yapıda, eski halini kendi içinde yeniden yapılanarak yeniliyor. Şehrin sosyal yapısı çok zengin. Tarihi ve doğal güzellikleri ile ülkemizin eşsiz kentlerinden birisi. Şehir her bakımdan çok büyük bir potansiyel. Şehir düzenlemeleri burada da gözle görülür bir görünüm arz ediyor. Sahil daha düzenli bir hal almış.

 

Bir Tesbit! Karadeniz daha göç vermez…

 

 Karadeniz izlenimlerimden bir önemli anekdot daha; Bundan sonra Karadeniz’den büyük illere göç çok azalır. Karadenizli cevherinin farkına varmış ve işlemeye başlamış…

 

Evet. Yaşamımızda ve akıllarımızda kalacak unutulmayan anılarımızla gezimiz sona erdi.

 

3 Temmuz Cuma akşamı Saat 19.00 sıralarında Çaycuma’dan Trabzon’a gitmek üzere dualarla yola çıkmıştık. Bu sefer yine saat 19.00, Müftü Bey yine duasını yaptı, bizlerde hep beraber âmin diyerek duaya iştirak ettik ve evlerimize dönmek üzere yola koyulduk.

 

Perşembe Beldesi Merkez Camii’nin mimarı Ali BAHAT Bey’in eserleri her yerde…

 

Akşam namazını Karadeniz’in ünlü mimarlarından ve aynı zamanda temeli atılan İlçemiz Perşembe Beldesi Merkez Caminin de mimarı olan Ali BAHAT Beyin üstlendiği Akçaabat’ta Akçakale Camii’nde kıldık.Cami gerçekten abidevi ve Osmanlının zilerini taşıyordu.İyi ki bu mimarı tercih etmişti sayın müftümüz…

 

Her taraf tanıdık dolu… Levent Hoca…

 

Tekrar yola koyulduk ve uzun yıllar Perşembe Beldesi Yukarı Mahalle Camii’nde İmam-Hatiplik yapmış ve şu anda aynı görevi Giresun’da devam ettiren Levent GÜMÜŞ Hoca’yı ziyaret ettik. Levent Hoca çay ve tatlı ikramında bulundu.
 

 

Tekrar otobüsümüze binip yola koyulduktan sonra, İzzet Örenli’nin otobüste ikram ettiği şekerlerle ağzımız tatlandı. Sonra yorgun ama mutlu nağmelerle Çaycuma’ya ulaştık… 

 

Teşekkür….

 

Bu geziyi düzenleyen başta İlçe Müftümüz Hüseyin DEMİRTAŞ’a,  vesile olan kızımız Vildan AÇIKGÖZ’e, sponsorumuz Selahattin AYDEMİR Beye ve gezimize iştirak eden tüm dostlara teşekkürü bir borç bilirim.  

Daha nice gezi izlenimlerini paylaşmak dileğiyle ……

 

                          Hayrettin ÇAKIR

                          Temmuz-2009

                         

                       Ahatlı Köyü /ÇAYCUMA

 

 

 
 
Joomla 1.5 Templates by Joomlashack